su arıtma cihazı fiyatları ve ortacag felsefesi en güzel yazıları gece gündüz demeden sdizlee yazan su arıtma cihazı fiyatları diyorki gulamaları) ve sonraki yüzyıllarda kendisine Calculalor lakabının verilmesine neden olacak bir Liber calculationum {Hesaplamalar Kitabı] kaleme almıştır. Svvineshead. bütün diğer varlıklardan üstün ve biricik bir varlık ifadesinin bunun tersine oranla daha mümkün olduğunu, aynı zamanda sonsuz bir dizi nedenin mümkün olduğunu savunun bir prolervus'un da Aristoteles’in ters yöndeki kanıtlarına kolaylıkla cevap verebileceğini kabul etmiştir. Tann’nın sonsuz gücü için de aynı şey geçerlıdir. Svvineshead’a Oxonlu Guillaume de Heytesbury’yi (ölüm 1380) ve daha nicesini ekleyebiliriz, fakat burada maalesef bu kişilerin bizim için isimden başka bir şey olmadıklarını da itiraf etmek
XIV. ASIRDA felsefi HAREKETLER — Constantin MfchalskI (C. M.). Us courants philosophiques a Oxford el a Paris peııdanl le XIVe siecle, dans Bulletin de l'academie polonaise des Sciences et des Utlres (l920), Extraiı, Cracovie. Imprimerie de I’universite, 1921: Us sour-ces du criticisme et du scepticisme dans la philosophie du XIVe siecle, Exlrait de La Pologne au Congres international de Bruxelles, Cracovie, Imprimeri de lüniversıte, 1924; U criticisme et le septicisme dans le XlVe siecle, in Bulletin de l'Acadetnie plonaise des Sciences et des lettres (192S). Extrait, Cracovie, ibid. 1926; Us courants critiques et septiques dans la philosophie du XJVe siecle, aynı derlemede (1927). Exlraiı, Cracovie, ibid. 1928; U probleme de la volonte a Oxford el a paris au XlVe siecle, dans Commentariorunı Societ. Phiolosophicae Polonorum, cilt II, c. 233-365. Leopoli, 1937. — Fr. EhrI, Der Sentenzenkomrnentar Peter von Candia, Münster i. Westf.. 192S.
•— Alb. Lang, Die V/ege der Glaubensbegründung bei den Scholastikern des 14. jahrhunderts, Münster i. Westf., 1931. — Gerhard Ritter, Studien zur Spatscholastik. 1. Marsılius von Inghen und die Okkamistische Schule in Deutschland, Heidelberg, c. Winter, 1922.
RIMINİLI GREGORİOS. — J. VVursdörfer. Erkennen und VVissen nach Gregor von Rimini. Ein Beitrag zur Geschichte der Erhenninislheorie des Nominaiismus, Münster i. Westf., 1917. — P. Vignaux, Justifıcation el predestination au XIVe siecle. Duns Scotus, Pierre d'Auriole et Riminili Gregorios, Paris, E. Leroux, 1934 böl. IV, s. 141-175.
JEAN DE MIRCOURT. — Alex. Birkenmajer, Ein Recht/ertigungsschreiben Johanns von Mireco-urt, dans Vermischle Untersuchungen zur Geschichte der mittelalterlichen Philosophie, Mfınster i. Westf-, 1922, s. 91-128.
NICOLAS D’ALTTRECOURT. — J. Reginald O'donnell, Nicholas of Auirecourt, dans Medaeval Studies, Sheed an Ward, New york -London, cilt 1 (1939), s. 179-280; Satis exigit ordo executionis risalesinin edisyonu. — H. Rashdall, Hicholas de Ultricuria, a Medieval Hume, in Proceeding of the Aristotalian Sociely, New Serie, cilı Vlll (1907), s. 1-27. — J. Lappe, Nicolaus von Autrecourt. Sein Uben, seine Philosophie, seine Schriften, Münster i. Westf., 1908. — P. Vignaux, Nicolas d'Autrecourl, mad. in. Dict. de Theologie Catholique, cilt XI, kol. 562-587 (mükemmel).
XIII. yüzyılda savaş açılan ve mahkûm edilen İbn Rüştçülük, XIV. yüzyıl boyunca ilerlemeyi ve taraftar toplamayı bırakmamıştı; bununla beraber bu İbn Rüştçülükler çeşitliydiler. Bu tür kargaşalarda her zaman olduğu gibi, olayların gereksiz yere trajik noktalara getirildiğini düşünecek kadar soğukkanlı insanlar vardı. Bu kişiler, hoş bir soya, “farklılıkların abartıldığını” düşünenler soyuna ait kişilerdir. İbn Rüşt gerçekten de kendisine söyletilen şeylerin hepsini söylemiş miydi? Armagh (Armacams) piskoposu ve İrlanda piskoposlar yargıcı başpapazı (primat) Richard Fitz-Ralph (Siraph) (ölüm 1360), bundan tam emin değildi. Ünlü faal aklın birliği tezi ne Aristoteles’e ne de başka bir filozofa aittir; bu, İbn Rüşt’ün bir icadıdır ve yalnızca doğal akıl ve Aristoteles’in de öğretisi değil aynı zamanda İbn Rüşt’ün eserlerinin başka kısımlarında yer alan öğretisi de buna karşı çıkmaktadır. Gerçekten de İbn Rüşt bu ayrı faal aklın maddi ve mümkün akıl değil de, onun şekli olduğunu açıkça anlamamızı gerektirmektedir; demek ki İbn Rüşt’e göre faal aklın Tanrı olduğu apaçıktır (Ünde patet quod intellectus agens secundum Commntatorem est Deus). Akıllı insanların, düşüncesine ters şeyleri ona söyletmiş olmaları şaşırtıcıdır. Bu şekilde anlaşılan İbn Rûşt’ûn tezi Robert Grosseteste ve Aziz Augustinus’un teziyle uzlaştığına göre, Fitz-Ralph bu tezi benimsemiştir. Ona göre faal akıl ilk şekildir, yani insanın bedensel melekeleri içinde bulunan idrak edimlerine tabi olmaya hazırlayacak şekilde insanın düşüncesine (mens) katılması açısından Tanrı’nın kendisidir (inteUectus agens... est forma prima, sciiicet Deus ipse quatenus sic conjungitur menti hominis, ut praeparet ipsam ad recipiendam possi-onem ab irUelectionibus in virtutibus materialibus hominis). XII. ve XIII. yüzyıllarda ibn Sinalaşmış bir Augustinusçulukla karşılaşmıştık; Burada ise bir çeşit İbn Rûştleşmiş Augustinusçulukla karşı karşıyayız. Zaten Filz-Ralph’ın Augustinusçuluğu, ona Hen-ri de Gand’m aracılığıyla gelmiş (G. Michalski), kendisi de bunu değiştirmiştir. Onun yorumladığı şekliyle Henri de Gand, ilahi aydınlanmayı, insan düşüncesine fiili bir bilgi bağışlıyor olarak tasavvur etmiştir; Fitz-Ralph ise tam tersine bunu alışagelmiş bir bilgi olarak anlamamız gerekliğini düşünür. Bedenin ruhla doğal olarak yol açtığı karışıklıklar azaldıkça, spekülasyon temrinleri sayesinde ilahi ışık düşüncede çoğalır. Ortaçağın en az bir kez denemediği olası öğretisel karışımların sayısı çok azdır.
Princeps averroistarum başlığıyla yüzyıllardan beri Latin İbn Rüşiçüler arasında sayıları kaydedilen Carmelite Jean Baconthrop’u (johannes Baco, öl. 1345-48) bu listeden silmek gerekiyor. Bu efsane, yakın bir zamanda yok edilmiştir (B. Xiberta) ve bu-
nun yerine, tüm yazılarında İbn Rûşt’ün görüşlerini kabul etmeden ve daha çok çürütmek için aktarmaktan çekinmeyen, biraz çekingen ve ılımlı görüşlere sahip bir teolog görmekteyiz. İbn Rüşi’ü pessimus haerticus Commentator olarak nitelendirdiği gibi imana, hatta felsefeye karşı işlenmiş bir yanlış olarak gördüğü faal aklın birliği konusunda da Latin İbn Rüştçülere ateşli bir biçimde karşı çıkmıştır. XIV. yüzyılın ilk yarısına ait bir başka Ingiliz de Thomas VVilton’dur; bu kişi İbn Rüşt unvanını daha çok hak ediyor gibi görünmektedir. En azından Jean Baconthorp, Hikmetler Üzerine yorum’unda mümkün akıl konusunda ibn Rüşte yakın olduğu için onu eleştirmiştir. Zikredilen metinler (C. Michalski), onun ibn Rüşt’ün vardığı birçok sonuçtan büyük ölçüde etkilendiğini göstermektedir; zaten kendisi de bunların bazı theologi moderni tarafından kabul gördüğünü belirtmeye özen göstermiştir. İbn Rüşte karşı ne Tann’-nın kendisinden başka bir şey bildiğini ne akli ruhun beşeri bedenlerle çoğaldığını ne de dolayısıyla bedenin şekli olduğunu sadece doğal akılla ispailayamayız. Geriye Thomas de NVilton’un hangi ölçüde bu tezlere bağlanıp bağlanmadığını yoksa bunları sadece “tekrarladığını” mı bilmek kalır.
Görünen o ki bu hareket gücünü Ingiltere’de almamıştır. Zaten orada Paris'ten geç dönemde ithal edilmiş bir ürün olarak gözüküyordu. Oysa Parisli çevreyi ve Si-ger de Brabant’un haleflerini, aralıksız bir ibn Rüştçü damar, modern fizik taraftarlarına karşı büyük bir şiddetle Aristoteles’in öğretisini savunan -ki teologlar bile bu kadar şiddetle bunu savunmamışlardır- Padoua okuluna bağlamaktadır. Gözü pek ve devrimci yönüne rağmen ibn Rüştçülüğün öz itibariyle muhafazakâr olduğunu göstermenin tek yolu bu tarihi hızlı bir şekilde gözden geçirmektir. Belki de felsefe tarihinde bu kadar kendi içine kapalı bir ekol ve dışarıdan gelecek etkilere karşı bu derece korunmuş bir öğreti örneği daha yoktur. XIV. yüzyılın Latin ibn Rüştçülüğün sadece Hıristiyan dogmasına ödünler vermiştir; belli sayıda filozofun İbn Rüşt ile vahiy verileri arasındaki mesafeyi azaltmaya çalıştığını belirtmek mümkündür; fakat ibn Rüştçülüğü Ockhamcı hareketin etkisine açma girişimleri nadir olmuş ve önemsiz kalmıştır. Siger de Brabant’un haleflerini genelde düşünüldüğü gibi modern zihniyet harekete geçirmiş olsaydı, bir Buridanus veya bir Alberı de Saxe’ın fikirlerinin ve keşiflerinin önemini kabul etmek durumunda kalırlardı; genelde sunulan yorum doğru olsa, ibn Rüştçülüğün, XIV. yüzyılın ilk yarısında Ockhamcılıgm içinde eriyip kaybolması gerekirdi.su arıtma cihazı fiyatları Fakat tam bunun tersi gerçekleşmiştir. Siger de Brabant’un öğrencileri, kendi temel tezlerini, dogmaya karşı olduğu gibi akla karşı da savunarak yorulmak bilmeden tekrarlamış ve doğrulamışlardır. Genel olarak skolastiği değil de İbn Rüştçülüğü bağnaz ve inatçı Aristotelesçilikle birleştirmek daha doğrudur.
Jean de Jandun’dan itibaren öğretinin üzerinde durulması gereken başka bir yönünü fark etmekteyiz. Siger de Brabant’u incelerken, aklın verileriyle imanın verilerini uzlaştırma konusunda, bunu ihmal mi ettiğini yoksa buna ilgisiz mi kaldığını bilmenin ne kadar zor olduğunu daha önce görmüştük. Açıkça hakikatin imandan yana olduğunu ifade etmiştir ve bu konuda böyle düşünmediğini ifade etmemizi sağlayacak hiçbir şey yoktur. Tam tersine Papalığın siyasal muhalifi ve Louis de Baviere’in sarayına iltica etmiş kişilerden biri olan Jean de jandum’la birlikte, hakikati akıldan yana koyduğunu ve imanla alay ettiğini kuşku duymayacak şekilde bilmekteyiz. Paris Sanat Fakültesi hocası olan bu kişi (ölüm 1328), yorumlarında İbn Rüşt’ü aynen taklit etmekle yetineceğini alçakgönüllü bir şekilde ilan etmiştir. Başka bir yerde, şu veya bu tezin ispatına getirdiği kişisel katkılarını gururla belirttiğini görmekteyiz, fakat bu kişi her zaman Yorumcunun sadık öğrencisi olarak kalmıştır. Eserleri, içerdikleri Ibn Rüştçü içeriğinden çok onlara kattığı alaycı inançsızlık nüansından dolayı ilgi çekicidirler. Jean de Jandun, doğal olarak hareketin ve âlemin ezeliliğini, bütün insan türü için faal aklın birliğini, kişisel ölümün, dirilişin ve gelecek hayatın inanılmaz olduğunu savunmuştur. Bunlar çeşitli İbn Rüştçü kitapların dokusunu oluşturan ortak malzemedir; fakat onun Kilisenin öğretilerine bağlılığını sürekli tekrarlaması gerçekten de endişe vericidir.
Jean de Jandun, ilke olarak akıldan ve tecrübeden başka hocası olmadığını ilan etmiştir; fakat bunların sonuçlarını doğrudan İbn Rüşt’ünkılerle benzer kıldığı için onun öğretisi hemen hemen yorumun yorumuna ve Aziz Thomas’ın otoritesine karşı İbn Rüşt’ûn otoritesinin savunulmasına indirgenmektedir. Onun için Ibn Rüşt, per-fectissimus et gloriosissimus philosophicae veritatis amicus et dejensor'dur: aslında Aziz Thomas da yeteneksiz değildir; fakat başka Latin yorumcular gibi o da yaşlandıkça felsefeden çok teolojiye ilgi duyma kusurunu sergilemiştir. İmanın haklarına zarar vermeden koruyarak Ibn Rüşt’te cisimleşen akılla yetinmek gerekir. Jean de Jandun karşılaştığı çok sayıdaki tezattan birinin karşısında bu tezadı fark ettiğini, birisinin de bunu çözebilirse şanslı olduğunu, fakat kendisinin bunu gideremediğini söylemiştir. “Ruhun bu tözünün bedensel organların edimleri olmayan, bunun tersine ruhun özünde doğrudan temelleri olan doğal yeteneklere sahip olduğuna inanıyorum ve bundan vazgeçmiyorum, diye yazmıştır; örneğin bunlar şunlardır: Mümkün akıl, faal akıl ve irade. Bu melekeler, cismani maddenin düzeyinden daha üstün bir düzeydir ve bütün yeteneklerini geçmektedir ... Ruhun maddede olmasına rağmen cismani maddenin katılmadığı bir edim vardır; ve ruhun bütün bu sıfatları, sadece ve mutlak anlamda imanımızdan dolayı ona aittir. Gayri-maddi ruh da cismani bir ateşlen acı
666

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder