16 Ağustos 2015 Pazar

replika telefon ve modern islam

replika telefon ve modern islam

 ve sizlere en güzel yaızları yazan replika telefon diyorki Bilimsel dogmatisizme karşı çıkan Katolik septikler de aynı anlay, tamamlanmış, mükemmel bir bilimi, fiilî bilimsel pratiğin radika]!^ mamlanmamışlığına karşı konumlandırmışlardır (Al-Azmeh 1996:Bu yüzden din ile bilim arasında zahiri bir ihtilaf durumunda yapıla^ şey. Kutsal Kitabın ayetlerini zorlamak yerine, tam aksine onlardan ahf). cak ilhamla yapılacak daha ileri bilimsel araştırmalarla izafi, bilin^çj bulguları gözden geçirmektir. Öbür
türlü Mısır modernistlerinin yaptjg^ gibi, geçici geçerliğe sahip bilgilerle ebedî hakikatleri tevil etmeye ka|. kışmak, sonunda özellikle mucizeler konusunda olduğu gibi inancı ris|<ç atacaktı.
Dördüncüsü Abduh (1980: III/379, 422, Adams 1968: 158), peygam. herlerin işlevlerini açıldarken “iki kitap” anlayışıyla çelişen “iki hakikat" anlayışını da savunur. Ona göre peygamberlerin işlevi, insanlara ahiret mutluluğuna giden yolu göstermektir. Bu dünyada kazanç ve rahat yaşa-yış yollarını gösterecek bilim ve pratikleri geliştirmek ise AUah’ın verdiği entelektüel kabiliyetlere sahip bilim adamlarının işidir. Dine düşen, şu halde, engel olmak bir yana, bilimsel arayışı teşvik etmektir. Keza Hz. Peygamber (S. A. S.)’in Hıristiyanları kasteden "Allah'ın yarattığı (âlem) hakkında düşünün; onun zatı hakkında düşünmeyin, yoksa helak olur 5U/7U2” (Müttakî 2004: 111/47) mealindeki hadisini pozitivizm doğrultusunda yorumlayan Abduh, “vahiy-din” ile “akıl-bilim”in hükümranlık alanlarım metafıziksel ile fiziksel olarak ayırıyordu.
Abduh, bilim/din ilişkisi konusunda beşinci ve kritik adımı sünnetullah kavramıyla atarak ortaçağ İslam dünyasının merkezî tartışma konulann-dan birini tekrar gündeme getirir. İbni Sînâ (980-1037), insan hayatına yön verecek “son felsefe” olarak doğal ve sosyal bilimlerin dayanacağı “ilk felsefe” olarak Tanrı/âlem ilişkisi hakkında bir varlık felsefesi geliştirmeye çalışmıştır. Âlemin ebediyeti anlayışına dayalı Aristo felsefesini Tann fikriyle birleştiren İbni Sina’ya göre Allah, inayet-i ezeliyesiyle Vâcibü'l-Vücud ve İlk İllet olarak âlemi yarattıktan sonra onu, deyim yerindeyse kendi haline bırakmıştır. Böylece insan, bir sebep-sonuç ilişkisine göre işleyen bu özerk tabiat düzeninin dayandığı yasaları aklıyla keşfedebilecektir.
Bir kere yarattıktan sonra Allah’ın özerk tabiat düzenine müdahale ih-imalini bertaraf ederek mutlak İlâhî irade ve kudreti sınırlayan bu tabif-determinizm, daha sonra Batı tarihinde görüldüğü gibi deizm ve
yo! açacaktı. Thomas Aquinas İbni Rüşd’ün pekiştirdiği detenmnizmm 1)11 riskini önlemek için “Tann'nm mutlak ve takdirî kudreti" [potentJj dei absoluta et ordinata) arasında bir ayırıma, tevile giderek determinizm ile okezyonalizm'"*' arasında bir orta yol bulmaya çalışmıştı. Bu ayırıma göre, Tanrı mutlak kudretiyle varlık düzenini değiştirebileceği halde, takdir kudretiyle, kendine özgü yasalarla özerk bir tarzda işleyen bu tabiat düzenine nezaret etmeyi tercih etmiştir (Ferngren 2002:125,137.139,151).
replika telefon Ancak İslam dünyasında İbni Sinacı determinizme karşı Batı tarihinde çok da işe yaramadığı anlaşılan böyle bir Thomist tevil yerine, Eş’ari kelamcılanndan, özellikle Bâkıllânî ve nihayet Gazali (1993: ı69-72)’den güçlü bir tepki yükseldi.""^ Ona göre, ikincil, doğrudan, tabiî sebeplerle sonuçlar arasında zorunlu, eşzamanlı bir ilişki kurmak zincirleme olarak âlemin kıdemi sonucuna varır. Hâlbuki hadis âlemde sebep diye gördüğümüz şeylerle sonuçlar arasındaki ilişki, zorunlu olmaktan çok mümkün bir ilişkidir. Örneğin ateşle temas eden pamuğun yanması, insanın gözlemine göre pamuğun ateş sayesinde âe^\\, sadece ateş değdiği sırada yandığını gösterir. Bu tevafuk (denk gelme), tefaul (etkileşim) anlamına gelmez. Dolayısıyla ateşin, yanma eyleminin gerçek sebebi olduğunu söylemek, saf tecrübenin ötesine geçen boş bir iddia olur. Eylemin gerçek, mutlak faili, doğrudan veya melekleri sayesinde dolaylı olarak Allah’tır; sebep diye gördüğümüz canlı ve cansız varlıklar sadece vesiledir; bu yüzden ateş pamuğu yakabilir de yakmayabilir de; pamuk, ateş gibi bir vesile olmadan görünüşte kendi kendine de yanabilir. Her an hüküm sürdüğü hâdis âlemde Allah’ın ateşin odunu yakması veya yakmaması gibi iki mümkün şıktan birini, insanların bileceği bir “tabiat kânunu” olarak zorunlu hale getirmesi, rububiyetin şanını ihlal edeceği için caiz olmaz.
Ancakkavramının da anlattığı gibi âlem tamamıyla bir düzen-
den mahrum olduğu takdirde beşerî bilgi arayışının da anlamı kalmaz. Dolayısıyla Allah, âlemi, ilmi araştırmaya müsait belli bir düzene göre yaratmıştır; ancak bu, tabiî, deterministik olmaktan çok,
“ Determinizmin zıddı olarak okezyonalizm’i (occasionalism)Tmkçede vesiiedJikde karşılayabiliriz. Bu terim, Tanrı'mn mutlak kudretini savunanlann tabiî olayları, bir “sonuç”a yol açacak “sebep” yerine Tanrı’mn iradesini gösterdiği, eylemde bulunduğu bir "vesile” saymasından kaynaklanır.
“^Islam felsefesi perspektifinden “tabiat kânunları" kavramının özlü bir açıklaması için, İzmirli 1981; 153-9.
584 BEDRİ GENCER
ramının da anlattığı gibi, insan zihninin alıştığı konvansiyonalistij(
düzendir. İbni Rüşd'ün (Leaman 2002: 106) Gazâlî’de oldukça ka
bulduğu adet, Allah’ın, çoğunlukla gözlem sonucu insan zihninde dırdığı, eylem tarzının öyle olduğu izlenimidir. Gazâlî (1993: i73)’yeg5^p İlahî iradenin ürünü sebep-sonuç ilişkisine dair gözlemin sürekliliği “patolojik adet’’“° deyiminin de anlattığı gibi alışkanlığın insan zihnindç yer tutmasına yol açar. Mucizeler için kullanılan fevkaJ-'âde (e^tr^ ordinar}) kelimesinde görüldüğü gibi ‘âdet “alışılagelmiş, olağan, nhj. mî” {ordinar)) olarak ahnabilir.^^' Bu ise Allah için değil, sadece
mümkündür. Örneğin buğday tohumundan hep buğday olması veya deveden hep deve doğması, Allah’a zorunluluğun değil, sadece bu zihni alışkanlığın eseridir. Aslında buğday tohumundan arpa, deveden koyun doğabilir; bunların hepsi Allah’ın iradesine göre mümkündür. Nitekim o, gerektiğinde mucizeler vesilesiyle bu alışılan sebep-sonuç ilişkisini altüst ederek mutlak iradesini göstermektedir. Kur’ân'da da geçtiği gibi, Allah’ın emriyle ateş, Hz. İbrahim’i yakmamıştır.replika telefon sundu..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder