15 Temmuz 2015 Çarşamba
bolu satılık daire ve mahşer bilgileri78
bolu satılık daire ve mahşer bilgileri78 bugün sizlere en güzel yazıları sunan en güzel bilgileri bolu satılık daire sunuyor uyanıp bu kez Weizak’a yöneldiğini hissetti, ama kafası aniden); ' öfkesi yok oldu. Artık şişman değildi. Hatta toplu bile denemezdi di hafta içinde sivilceleri de yok olmuştu. Weizak bir zamanlaroly,|j! rekli alay konusu olduğunu bilmiyordu. Harold’ın babasının birkerej ona homoseksüel olup olmadığını sorduğunu da bilmiyordu. Herkesi^,, desi olan ablasının gölgesinden bir türlü kurtulamadığını da. Bilsev,j: muhtemelen hiç umursamayacaktı.
Zihni çaresizce çırpınan Harold kamyonlardan birinin arkasınat^. di. Eski kinler, acılar ve ödenmemiş borçlar aniden Amerika’daki lıji| kasaları dolduran kâğıt paralar gibi değersiz görünmeye başlamıştı.
Bu doğru olabilir miydi? Mümkün müydü? Paniğe kapıldı ve kendi; yapayalnız hissetti. Hayır, dedi sonunda kendi kendine. Doğru ola^ Düşün. Bir utanç kaynağı, eşcinsel veya sadece bir hiç olduğunu diişî;, düklerinde onlara karşı koyabilecek kadar kuvvetliysen aynı şekilde dm necek gücü...
Ama neye direnecekti?
Hakkmdaki iyi düşüncelerine mi?
Böyle bir mantık yürütme... eh çılgınca değil miydi? Kafasında eski bir deyiş belirdi. II. Dünya Savaşı sırasında Amerika’i; yaşayan Japonları gözaltına alma eylemini savunan bir generale aitti.Gî nerale, Japonların yoğun bir şekilde bulunduğu batı yakasında hiçbirsaiifr taj girişimine rastlanmadığı belirtilmişti. Bunun üzerine general, “Hiçte sabotaja rastlanmaması, hayra yorulamayacak bir gelişmedir,” k karşılık vermişti.
O da öyle miydi?
Bu da uğursuz bir gelişme miydi?
Kamyon otogarın otoparkında durdu. Kamyonun kasasından atla)^ Harold dengesinin ve gücünün de on kat artmış olduğunu düşündü. Yave diği kiloların veya sürekli yaptığı egzersizlerin etkisiydi. Belki ikisi
Derinlere gömülmeyi reddeden inatçı düşünce yine zihninde belirdi; Toplum için bir kazanç olabilirim.
Ama onu dışlamışlardı.
Bunun önemi yok. Yüzüme çarptıkları kapının kilidini açabilecek zekâya sahibim. Ve kilidi açtıktan sonra kapıyı da açabilecek cesareti bulduğuma inanıyorum.
Ama...
Kes! Kes şunu! Sanki ellerinde ayaklarında üzerinde bu kelimenin yazılı olduğu ağır zincirler var. Ama! Ama! Ama! Duramaz mısın Harold?
O çıktığın kahrolası tepeden inemez misin?
“Hey, iyi misin kardeş?”
Harold irkildi. Norris devraldığı ofisten çıkmaktaydı. Yorgun görünüyordu.
“Ben mi? İyiyim. Sadece düşünüyordum.”
“Eh, devam et öyleyse. Görünüşe bakılırsa sen düşündükçe biz kârlı çıkıyoruz.”
Harold başını iki yana salladı. “Bu doğru değil.”
“Öyle mi?” Chad daha fazla üstelemedi. “Seni istediğin yere bırakabilirim.”
“Teşekkürler, ama motosikletimle gelmiştim zaten.”
“Bir şey diyeyim mi Hawk? Bence bu adamların çoğu yarın gerçekten tekrar gelecek.”
“Bence de,” dedi Harold ve motosiklete doğru yürüyüp bindi. Kendine engel olmaya çalışsa da yeni lakabı çok hoşuna gidiyordu.
Norris başını iki yana salladı. “Daha önce söyleseler hayatta inanmazdım. İşin ne olduğunu gerçekten anladıklarında bin bir mazeret üreteceklerini sanıyordum.”
“Bana kalırsa pis bir işi kendin için yapmak, başkaları için yapmaktan daha kolay,” dedi Harold. “Bu adamlardan bazıları belki de hayatında ilk kez başkaları için değil, kendi için çalıştı.”
“Evet, galiba haklısın. Yarın görüşürüz Hawk.”
“Sekizde,” dedi Harold ve Araphoe'ya çıkıp Broadway’e yöneldi. Sağında, çoğunlukla kadınlardan oluşan bir ekip, yolda kalmış araçları çekme çalışmalarına devam ediyordu. Etraflarında hatırı sayılır bir
birikmişti. Burasj gün geçtikçe büyüyor, diye düşündü Haroid iarın yansını tanımıyorum.
Zihni uzun süre önce çözdüğünü sandığı sorunla meşgy| eve yöneldi. Vardığında, küçük beyaz bir Vespa’nın kaldıntnapj|,^'''‘^ olduğunu gördü. Kapının önünde bir kadın oturuyordu.
Haroid motosikletten inerken kadın ayağa kalktı ve eli^j Harold’m gördüğü en çarpıcı kadınlardan biriydi, onu daha önce müştü elbette, ama hiç bu kadar yakınına gelmemişti. ■
“Ben Nadine Cross,” dedi kadın. Sesi alçak, buğuluya yakınd, ^ rayışı sağlam, eli serindi. Harold’ın gözleri bir an istemsizce kadımı, cuduna yöneldi. Kızların bundan nefret ettiğini biliyordu, ama keni tutamamıştı. Kadın aldırmıyor gibiydi. Uzun bacaklarını saran kumaştan bir pantolon ve açık mavi, ipeğimsi, kolsuz bir bluz giymu İçinde sutyen yoktu. Kaç yaşındaydı? Otuz? Otuz beş?'Belki dahagenş.
Saçı vaktinden evvel ağarmıştı.
Her yerinde mi? diye sordu zihninin sonsuza dek azgın olan i\; görünüşe bakılırsa sonsuza dek bakir kalacak) kısmı ve kalp atışlarıbiru hızlandı.
“Haroid Lauder,” dedi gülümseyerek. “Larry Underwood'un gnıfe la gelmiştiniz, değil mi?”
“Evet.”
“Anladığım kadarıyla Stu, Frannie ve beni buraya kadar takipçi-mişsiniz. Larry geçen hafta beni görmeye geldi. Şarap ve çikolata gelıı miş.” Sesinde kulağı tırmalayan sahte bir ton olduğunu ve birdenbire,kı-dinin onu zihninde çırılçıplak soyduğunu anladığını fark etti. Dudaklara! yalama isteği duydu ve bu isteğe başarıyla karşı koydu... en azındanoaa için. “Harika biri.”
“Larry mi?” Tuhaf bir kahkaha attı. “Evet, Larry adeta bir prenstiı."
Bir süre birbirlerine baktılar. Daha önce hiçbir kadın, Harold’aboşk dürüst ve araştıran gözlerle bakmamıştı. Heyecanı arttı ve karnında ılık bir tedirginlik hissetti.
“Eee,” dedi. “Sizin için ne yapabilirim Bayan Cross?”
“Başlangıç olarak bana Nadine diyebilirsin. Ve beni yemeğe davd edebilirsin. Sonrasını düşünürüz.”
iYianşer
Tedirginlikle karışık heyecan hissi arttı. “Yemeğe kalmak istemlisin Madine?”
“Hem de çok isterim,” dedi Nadine ve gülümsedi. Elini koluna koyunca Harold düşük akımlı elektrik gibi garip bir titreşim hissetti. Na-dine’in gözleri onunkilerden bir an bile ayrılmamıştı. “Teşekkür ederim.”
Anahtarı kilide beceriksizce soktu ve çevirdi. Şimdi bana kapımı neden kilitlediğimi soracak, diye düşündü. Ben de eveleyip geveleyerek kendimi salak durumuna düşüreceğim.
Ama Nadine sormadı.
Yemeği Harold değil, Nadine hazırladı.
Harold artık konserve yiyeceklerin hiçbir halta yaramadığına kanaat getirmişti, ama Nadine oldukça güzel kokan bir yemek hazırlamaya başladı. Harold’m aklına aniden gün içinde yaptığı iş geldi ve tiksinerek Nadine’den temizlenmek için yirmi dakika müsaade istedi. Bir yandan da kendini, kadının buraya muhtemelen sıradan bir sebeple gelmiş olduğuna dair ümitsizce uyarıyordu.
İki kova dolusu suyla hızlı bir duş alıp döndüğünde Nadine’in mutfakta meşgul olduğunu gördü. Su, gazlı ocağın üstünde neşeyle fokurdu-yordu. Harold içeri girerken Nadine kaynar suya makarnayı boşalttı. Diğer ocağın üzerindeki tencerede bir şey usulca kaynıyordu. Harold’ın burnuna Fransız usulü soğan çorbası, kırmızı şarap ve mantar kokusu geldi. Midesi guruldadı. O gün yaptığı iğrenç işin iştahı üzerindeki olumsuz etkisi yavaş yavaş yok oluyordu.
“Nefis kokuyor,” dedi. “Zahmet etmeseydin. Ama şikâyet ediyor değilim elbet.”
“Güveçte Stroganoff,” dedi Nadine gülümseyerek ona dönerken. “Maalesef biraz uyduruk olmak zorunda. İyi restoranlarda bu yemeği yaparken konserve dana eti kullandıklarını hiç sanmıyorum ama..." Hepsi için söz konusu olan kısıtlılıkları anlatmaya çalışarak omuz silkti,
“Sana zahmet oluyor.”
“Hiç de değil,” dedi Nadine, ona yine inceleyen gözlerle bakarak. Ona doğru hafifçe dönünce bluzunun kumaşı gerildi ve sol göğsünün tatlı kıvrımları çıktı ortaya.
“Evet.” Konuyu kapatmış gibi tekrar ocağa döndü ve Harold gınca ihtimallerle baş başa bıraktı.
O andan sonra sadece havadan sudan sohbet ettiler... çogunluldjf. gür Bölge dedikodusu yaptılar. Bunun için ellerinde bolca malzeme Harold yemeğin yarısını bitirmişlerken Nadine’e oraya geliş sebebimi, kez daha sormaya yeltendi ama Nadine’in yaptığı tek şey başım g% yerek iki yana sallamak oldu. “Bir erkeği yerken seyretmeyi severim
Harold bir an için başkasından bahsettiğini sandı, ama sonra kem sini kastettiğini anladı. Gerçekten de iyi yemişti. Konserve dana etih lanılmış olmasının onun gözünde hiçbir olumsuz yönü olmamış, labaje üç kez doldurup boşaltmıştı. Sohbet doğal bir şekilde ilerliyor, Harold* sıklarındaki aslanı terbiye etmeyi başarıp ona bakabiliyordu.
Çarpıcı mı demişti? Kadın güzeldi. Diri ve güzel. Yemek yaparii; gevşek bir atkuyruğu halinde topladığı saçlarında ilk anda düşündiiğujib gri değil, bembeyaz teller vardı. Ağırbaşlı gözlerinin rengi koyuydu üzerine hiç kaçırmaksızın dikildiklerinde Harold’ın başı hoş birşeki dönüyordu. Nadine’in sesi alçak ve kendinden emindi. Haroldin üzenr de hem huzursuz edici hem de neredeyse eziyet derecesinde hoşbiretki bırakıyordu.
Yemek bitince Harold kalkmaya yeltendi, ama Nadine ondan öne; davrandı. “Kahve mi çay mı?”
“Ben hallederim, gerçek...”
“Evet ama ben yapacağım. Kahve mi çay mı... ben mi?” Ve gülüm sedi. Gülümseyişi, öylesine hafifmeşrep bir espri yapmış birininki değil (sevgili annesi böyle şeyleri hiç onaylamazdı) şuruplu bir tatlı üzen ne konan kaymak gibi yoğun, hafif bir tebessümdü. Ve gözlerinde yineı araştıran bakışlar vardı. Başı dönen Harold delice bir rahatlıkla cevap ver di. “Son ikisi.” Ve ergenlik çağında bir delikanlı gibi kıkırdamamak içn kendini zor tuttu.
“Eh, o halde başlangıç olarak iki çay geliyor,” dedi Nadine ve ocağın başına gitti.
O arkasına döner dönmez Harold’ın yüzüne kan hücum etti. Herhalde domates gibi olnm§su?ıdur! Kendini aptal yerine koymakta üstüne yok, diye azarladı kendini. Masum bir espriyi ciddiye alarak ortamın içine ettin. Ama sana müstahak!
Nadine çaylarla beraber döndüğü sırada Harold kontrolünü birazcık kazanmış, neredeyse yüzü normal rengini almıştı. Hissettiği hoş sersemlik bir anda umutsuzluğa dönüşmüş, sanki bedeni ve zihni saf duygularla dolu bir lunapark trenine tıkıştırılmış gibiydi ve bu ilk sefer değildi. Bundan nefret ediyor, ama trenden inecek gücü kendinde bulamıyordu.
Bana ilgi duyuyor idiyse bile (ki sebebini Tanrı bilir, diye ekledi mahzunca) azmış bir salak gibi davranarak yok ettim, diye düşündü.
Eh, bunu daha önce de yapmıştı, bir kez daha yapmış olmanın bilinciyle yaşamaya devam edebilirdi herhalde.
Nadine o insanı sarsacak kadar dürüst bakışlarını fincanın üzerinden ona dikti ve tekrar gülümsedi. Harold'ın elde etmek için çok uğraştığı sükûnet, bir anda onu terk etti.
“Yardımcı olabilir miyim?” diye sordu. Kendini bir şey söylemek zorunda hissetmişti, zira Nadine’in buraya gelişinin bir sebebi olduğundan emindi. Kafasının karışıklığı gülümsemesini silmişti.
“Evet,” dedi Nadine ve fincanı kararlı bir şekilde masaya koydu. “Evet, olabilirsin. Birbirimize yardım edebiliriz. Oturma odasına gelebilir misin?”
“Tabii.” Elleri titriyordu. Fincanını masaya koyup ayağa kalkarken çayın bir kısmı döküldü. Nadine’in peşi sıra oturma odasına giderken pantolonunun kalçalarını düzgünce sarmakta olduğunu fark etti. Bir yerlerde, belki dolabının arkasında sakladığı dergilerden birinde, pantolonun kalçaları düzgün bir şekilde sarmasına külotun engel olduğunu ve kadınların bunu önlemek için g-string giymesi veya hiç külot giymemesi gerektiğini okumuştu.
Yutkundu; en azından denedi. Boğazında kocaman bir yumru var gibiydi.
Saat altı buçuktu ve alacakaranlık çöküyordu. Harold tam
niyetiyle pencereye yönelmişti ki Nadine’in eli koluna dokuna
arak,
durdu. Harold kupkuru bir ağızla ona döndü.
“Bırak kapalı kalsınlar. Mahremiyetimiz bozulmasın.”
“Mahremiyet,” dedi Harold çatlak bir sesle. Yaşlı bir papağ^^ cırtılı sesine benziyordu.
“Bozulmasın ki bunu yapabileyim,” dedi Nadine ve onayak^p meye başladı.
Bedenini tamamen onunkine yapıştırmıştı. Harold hayatında iiij, böyle bir deneyim yaşıyordu ve şaşkınlıktan aklı başından gitmişti.Bjı. pamuklu gömleğinin ve onun bluzunun ipek kumaşının ötesinden göjişj, rinin baskısını hissedebiliyordu. Yumuşak ve düz karnı, sertleşmişalei|. den çekinmeksizin ona yaslanmıştı. Çok tatlı bir koku yayıyordu, belkijn; fümdü, belki duyan kişiyi bir anda aydınlığa boğan bir sırra benzeyenkeK kokuşuydu. Elleri, saçlarına uzandı ve parmaklarını ucuz su arıtma cihazı fiyatları aralarına daldırdı.
Öpüşme nihayet sona erdi ama Nadine ondan uzaklaşmadı. Vücıııi; yumuşak bir ateş gibi onunkine dayalı kaldı. Boyu yaklaşık on santimb saydı, başını ona doğru kaldırmıştı. O an kaderin onunla dalga geçiyor ti duğunu düşündü; Nihayet aşkı -veya onun yerini tutacak bir şey-bulmuîE ama o da parlak bir kadın dergisindeki aşk hikâyelerinden fırlamış gibiyi
Nadine’in yüzü ona dönük, nemli dudakları aralık, gözleri parlaktı., neredeyse ışıldıyorlardı.
“Şimdi,” dedi Nadine. “Kanepede.”
Nasıl olduğunu anlayamadan kendilerini sarmaş dolaş kanepenin I-tünde buldular. Nadine’in saçları açılmış, omuzlarına dökülüyordu. Koka su her yeri sarmış gibiydi. Harold’ın elleri göğüslerindeydi ve bunun Na dine için bir sakıncası yok gibiydi; hatta Harold, ona daha rahat dokuna bilsin diye bedenini kıvırıp büküyordu. Harold, onu okşamıyordu, hissetti! akıl almaz ihtiyaç yüzünden adeta yağmalıyordu.
“Bakirsin,” dedi Nadine. Bir soru değildi... ve doğruyu söylemekdt ha kolaydı. Harold başını salladı.
“O zaman önce bunu yapacağız. Bir sonraki sefer daha yavaş olacâl Daha iyi.”
Kot pantolonunun düğmesini açtı ve fermuarını indirdi. Parmağının ucunu hafifçe karnında gezdirdi. Harold’ın teni ürperdi ve dokunuşunu hissedince irkildi.
“Nadine...”
“Şişşt!” Yüzüne dökülen saçları, ifadesini tamamen gizliyordu.
Kot pantolonunun önü açıldı ve içinde bulunduğu beyaz pamuklu külot yüzünden (neyse ki duştan sonra yenisini giymişti) daha da komik görünen Aptal Şey, kutudan fırlayan oyuncak gibi atıldı. Aptal Şey, komik görüntüsünün farkında değildi, çünkü çok önemli bir görevi vardı. Bakirin işi daima son derece ciddi olurdu... maksat zevk değil, tecrübeydi.bolu satılık daire sundu..
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder