15 Temmuz 2015 Çarşamba
bolu satılık daire ve mahşer bilgileri67
bolu satılık daire ve mahşer bilgileri67 bugün bolu satılık daire sizlere özel yazıları yazdı ve bolu satılık daire diyorki Harold’ın kamyonu ertesi sabah saat sekizi çeyrek geçe Tabijj^ bölgesine gitmek üzere Greyhound’dan ayrıldı. Harold, Weİ2j|, Harold’ın iki adamı, kamyonun arkasında oturuyordu. NormanKelio^ bir başkası ön taraftaydı. Yepyeni bir Land-Rover yavaşça onlaraya)(|j^ sırada Araphoe ve Broadway’in kesiştiği kavşak
taydılar.Weizak el sallayarak seslendi. “Nereye böyle yargıç?”
Yün kazağı ve yeleği içinde biraz komik görünen yargıç sagaç^. durdu. “Günübirliğine Denver’a gideyim dedim.”
“Bu seni oraya kadar götürebilecek mi?” diye sordu Weizakatat|, işaret ederek.
“Anayollardan uzak kalırsam gidebilirim sanıyorum.”
“Yetişkin kitapları satan bir kitapçıya rastlarsan kucak dolusualtt, olur mu?”
Bunun üzerine Harold hariç herkesten kahkahalar yükseldi, Harolft yüzü solgun ve yorgun görünüyordu. Gece neredeyse hiç uyumarm§tı,Jii-dine söylediği kadar istekli davranmış ve gece boyunca sadece ıslı rüyalarında gördüğü birçok hayalini gerçeğe dönüştürmüştü. 0 geçti dört gözle bekliyordu ve artık içeriğine birinci elden ulaşabiliyor Weizakfn açık saçık dergilere dair esprisi, yüzünde sadece bellibelİK bir gülümseme oluşturabilmişti. Evden çıktığı sırada Nadine hâlâuyuf du. Saat iki gibi yatağa bitkince uzandıklarında Nadine günlüğünü oh nak istediğini söylemiş, Harold da okumasına izin vermişti. Belki efe )üyük bir koz vermiş olacaktı, ama aklı emin olamayacak kadar karışık )te yandan günlüğün, hayatında yazdığı en güzel eser olduğu söyleuet rdi ve yazdıklarına bir başka gözün daha tanık olmasını istiyor, ba® una ihtiyaç duyuyordu.
Kellogg çöp kamyonunun ön tarafından yargıca doğru eğilml Dikkatli ol babalık. Tamam mı? Bugünlerde yollarda garip tı?k olaşıyor.”
“Gerçekten de öyle,” dedi yargıç garip bir gülümsemeyle. “Merak el-ıneyin dikkat ederim. İyi günler beyler. Size de iyi günler Bay Weizak.” Bunun üzerine yine gülüşmeler oldu ve herkes kendi yoluna gitti.
Yargıç, Denver’a doğru gitmedi. 36. Karayolu’na vardığında 7. Otoyol üzerinden doğruca ilerledi. Sabah güneşi parlak ve yumuşaktı. Tali /olda kalmış araçların sayısı, ilerlemeyi engelleyecek kadar fazla değildi, ^righton kasabası daha kötüydü, bir noktada iç içe geçmiş araçların sebep ılduğu tıkanıklığı aşabilmek için lisenin futbol sahasından geçmek zorunla kaldı. I-25’e varana dek doğuya doğru devam etti. Buradan sağa döne-ek Denver yoluna çıkabilirdi. Onun yerine sola -kuzeye- döndü ve yokuş ışağı inmeye başladı. Yolu yarılayınca vitesi boşa alarak sol tarafına, etek-erinde Boulder’ın kurulu olduğu Rocky Dağlan’nın azametle mavi göğe loğru yükseldiği batıya baktı.
Larry’ye maceraya atılmak için çok yaşlı olduğunu söylemişti, ama "anrı onu korusun, bu bir yalandı. Kalbi yirmi yıldır böyle çarpmamış, lava böylesine tatlı gelmemiş, renkler bu kadar parlak görünmemişti. -25 üzerinden Cheyenne’e gidecek, sonra batıya dönerek dağların ardınla kendisini bekleyen kaderine yönelecekti. Yaşlılıktan kurumuş olan ;ni, bu düşünce üzerine karıncalanıp ürperdi. I-80’den batıya. Salt Lake "ity’ye, ardından Reno, Nevada’ya. Sonra tekrar kuzeye yönelecekti ama unun pek önemi olmayacaktı. Çünkü Salt Lake ve Reno arasında bir erde, hatta belki daha da önce durdurulacak, sorgulanacak ve muhteme-;n tekrar sorgulanmak üzere başka bir yere gönderilecekti. Gittiği yer-:rden birinde, bir davet alabilirdi.
Hatta Kara Adam’la bizzat görüşmesi bile mümkündü.
“Devam et ihtiyar,” dedi yumuşak bir sesle.
Rover’ı vitese taktı ve çıkışa yaklaştı. Kuzeye yönelen üç şerit vardı ; üçü de nispeten boştu. Tahmin ettiği gibi Denver’daki trafik sıkışıklıkları ; zincirleme kazalar bu bölgedeki akışı hatırı sayı lir derecede .seyreltmişti. ksi yöne doğru ilerleyen yollar çok kalabalıktı -kurtuluşu körlemesine ineyde arayan aptallar şeritleri doldurmuştu- ama bu taraf iyiydi. En ;ından bir süre için öyle olacağa benziyordu.
Yargıç Farris yola çıkmış olmaktan memnun bir şekilde ilerlemeye ;vam etti. Önceki gece pek iyi uyuyamamıştı. Bu gece yıldızların altında
Nick, Ralph ve Stu öğleden sonra bisikletlerine atlay;,, Cullen’ın tek başına yaşadığı sıvalı kaplı küçük eve gitti, Toı|,>^ Boulder’ın “eski” sakinlerince bir işaret noktası olarak kabul Stan Nogotny evin dini-politik bir Disneyland’a benzediğini söyleu,.
Evin ön bahçesindeki heykeller garip bir tablo oluşturm Yaklaşık bir düzine Meryem Ana heykeli vardı. Bazıları plastikfia„ sürülerini besliyormuş gibi görünüyordu. Flamingoların en irisinin Tom’u aşıyordu ve tek bacağı üzerinde dikilmekteydi. Dev dilekb nun süslü kovasının içinde karanlıkta parlayan maddeden yapılmış, iki yanda açık duran bir İsa heykeli vardı... görünüşe bakılırsaflam lan kutsuyordu. Dilek kuyusunun yanında, kuş havuzundan su içiyoı görünen alçıdan yapılmış iri bir inek vardı.
Evin ön cephesindeki telli kapı hızla açıldı ve Tom yarı çıplaki onları karşılamak için koştu. Uzaktan bakıldığında masmavi gözle kızılımsı sarı gür sakallarıyla son derece erkeksi bir yazar veya re olduğu sanılabilir, diye düşündü Nick. Ama yaklaştıkça bu fikir değiş ve zekâ düzeyi pek yüksek olmayan basit bir işçi olduğu düşünülebi İyice yaklaşıp bir dakika kadar konuşunca, Tom Cullen'ın kafasındak talarm büyük bir bölümünün eksik olduğu anlaşılırdı.
Nick, Tom’a duyduğu yoğun sempatinin bir sebebinin, kendisir zaman zaman zekâ özürlü olduğunun sanılması olduğunu biliyord başlarda durumu yüzünden okuma yazmayı geç öğrenmesi bu kanı; bep oluyordu. Daha sonra ise insanların sağır dilsiz birinin aynı zan zekâ özürlü olduğunu varsaymaya meyilli olduğunu görmüştü. Haya yunca bu duruma yakıştırılan bütün tanımları duymuştu herhalde:T eksik. Tepesi yumuşak. Üç tekerlek üzerinde giden. Beyni kafasında likten akmış. Kıt akıllı. Birkaç bira içmek için Shoyo’nun dışında bir hane olan Zack’in Yeri’ne gittiği geceyi hatırladı... Ray Booth ve a lanmn onu dövdüğü geceydi. Barmen, barın diğer ucundaki müşie
doğru eğilerek bir şeyler söylemişti. Eliyle ağzını yarı örttüğü için Nick dudaklarını kısmen okuyabilmişti, ama daha fazlasına gerek yoktu zaten. Sağır dilsiz... muhtemelen geri zekâlı... neredeyse tümü öyle
Ama tüm bu çirkin yakıştırmalar arasından bir tanesi Tom Cullen’a oldukça uyuyordu. Nick, onu düşünürken bu tanımı kendi sessiz dünyası içinde şefkatle kullanırdı: Adam eksik desteyle oynuyor. Tom’un durumu buydu işte. İşin ah vah edilecek tarafı ise Tom’un destesinde çok az kâğıdın eksik oluşuydu ve onlar da karo İkilisi veya sinek üçlüsü gibi düşük Jeğerli kâğıtlardı. Ama bunlar olmadan oyun oynanmıyordu işte. Fal bile bakılamazdı.
“Nicky!” diye bağırdı Tom. “Seni gördüğüme çok sevindim! Aman, ;vet! Tom Cullen çok mutlu!” Kollarını Nick'in boynuna dolayıp, sıkıca ;anldı. Nick böyle parlak günlerde hâlâ takmakta olduğu siyah göz banimin gerisindeki yaralı gözünün yaşlarla yandığını hissetti. “Ralph’i de!
/e onu da. Sen... şeydin...”
“Ben...” diye söze başladı Stu, ama Nick eliyle işaret ederek onu dur-lurdu. Tom ile hafıza geliştirme taktikleri üzerinde çalışıyorlardı ve işe 'arıyor gibi görünüyordu. Hatırlamak istediği ismi bildiği bir şeyle bağlaştırınca hedefe ulaşabiliyordu. Bu da çok uzun seneler önce Rudy’den ğrendiklerinden biriydi.
Cebinden not defterini çıkarıp bir şeyler yazdı. Sonra okuması için lalph’e uzattı.
Kaşlarını hafifçe çatan Ralph okudu. “İneklerin ve koyunların me-lelerinden neyi akıtırız?”
Tom donmuş gibi kalakaldı. Yüzündeki ifade yok oldu. Çenesi düştü ; gözleri boş boş bakmaya başladı.
Stu huzursuzca kıpırdandı. “Nick acaba bu...”
Nick parmağını dudaklarına götürerek onu susturdu. Tom neredeyse 'nı anda canlanarak normale döndü.
“Sütü!” dedi hoplayıp gülerek. “Sen Stu'sun!” Doğrulaması için ick’e baktı ve o da parmaklarıyla zafer işareti yaptı.
“A-Y, Stu böyle yazılır, Tom Cullen biliyor, bunu herkes biliyor!”
Nick. Tom’un evinin kapısını işaret etti.
“İçeri girmek mi istiyorsunuz? Aman, evet! Hep birlikte girelim, ım evi dekore ediyordu.”
çıkarken gülümseyerek birbirine baktj. Toın hep dekore ed iviyordu, çünkü ev o içine ilk girdiği sırada dayalı döşeliydj -si altüst olmuş bir çizgi film dünyası gibiydi.
Ön kapının hemen ardında, doldurulmuş yeşil birpapağ^j^ le içine yerleştirildiği, kocaman, yaldızlı bir kuş kafesi vardı ken başını eğmek zorunda kalmıştı. Tom’un dekore ederken idji' eşyaların öylesine ucuz su arıtma cihazı fiyatları alınmış ıvır zıvırlar olmadığını düşündü. Ö)ieaj|^ içi bitpazarı gibi olurdu. Burada daha fazlası vardı, sıradan bir Ji bir düzen olarak algılayabileceğinin biraz ötesiydi. Oturma odjj,, şöminenin rafındaki büyük, kare blokta kredi kartı levhaları vardı p de ortalanmış ve dikkatle dizilmişti. VISA KARTINIZ BURADAGg MASTERCARD DEYİN YETER. AMERICAN EKPRESS KABUlt^ DINER’S CLUB. Soru şuydu: Tom bütün bunların belirli birsetinpaij olduğunu nereden biliyordu? Okuması yoktu, ama her nasılsa mayı başannıştı.
bolu satılık daire Sehpanın üstünde ambalaj köpüğünden yapılma büyükçebbi musluğu vardı. Pencerenin önünde, gün ışığını mavi ışınlar halindt yansıtacak bir tepe lambası duruyordu.
Tom onlara evin her yerini gösterdi. Alttaki oyun odası. Tom tahnitçi dükkânından bulduğu doldurulmuş kuşlar ve hayvanlarlaı du. Kuşları, neredeyse görünmez olan piyano telleriyle tavana ıt Baykuşlar, şahinler, hatta güve yemiş tüyleri ve camdan yapılmışlı gözüyle kel bir akbaba, odada süzülüyormıış gibiydi. Bir köşedebi kakan, diğerinde bir sincap, öteki köşede bir kokarca ve sonuncusu sansar vardı. Odanın tam ortasında, her nasılsa diğer tümhayvanlş katle bakıyor gibi göründüğü bir çakal duruyordu.
Üst kata çıkan merdivenlerin tırabzanları kırmızı şeritleriyle kaplanmıştı. Üst katın holünün tavanına yine piyanote vaş uçakları maketleri asılmıştı, Fokker, Spad, Stuka, Spîtfiıe, Messerschmittler. Banyonun zemini parlak maviye boyanmış ve oyuncak gemi koleksiyonu üzerine dizilmiş, dört beyaz porselen at beyaz porselen kıta -küvetin ayakları ve klozet- arasında, katıbiî sözde yüzüyorlardı.
..ooert Kennedy’nin kenarlan yaldızlı arla belirlenmiş bulutlar önünde poz verdiği üçbdŞutlu fotoğraftı şısına oturdular. Altında şöyle yazıyordu; KARDEŞLER rr^^'McrTP .UŞTU.bolu satılık daire sundu..
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder